İstanbul Türk Ocağı olarak düzenlediğimiz 100. yıl sohbetlerinde bu hafta, “Türkiye’nin Anayasa Meselesi”ni konuşmak üzere Yrd. Doç. Dr. Engin Selçuk’u ağırladık. 
  

   Günümüz anayasa yapım sürecine değinmeden evvel, anayasa ve devlet konularını genel olarak ele alan Selçuk, şunları söyledi: “Devlet, gözle görülemez; ancak her zaman vardır. Devleti, fizikî unsurlara yahut insan unsuruna indirgeyemezsiniz. Tıpkı devlet gibi, hiç kimsenin göremediği başka bir kavram daha var: sivil toplum. Devlet ne yapar? İlişki biçimlerinin her birine el atar ve bunları düzenler. Bazen ilişki biçimlerinde değişikliğe gitmek gerekir. Bizim kavrayışımızda devlet eşittir, hukuktur. Bu, devletin modern kavranışıdır. Her ilişkinin arka planında bir hukuk kuralı vardır. Modern devlet öncesi ilişkiler, temelde bireysel kökenli ilişkilerdir. İdare, devlet demek değildir. İdare, devletin somut biçimidir. Sonuçta, onlar da hukuk kurallarını uygular. Yasa yayımlandı diyelim. Uygulanmasını öğretmen belirleyemez. Yasayı okumaz. Yukarıdan emir gelmesini bekleyecektir. Yasaların uygulanmasından sorumlu olan, Bakanlar Kurulu’dur. Meclis, yasayı yaptıktan sonra, onun nasıl uygulanacağını gösteren tüzükleri Bakanlar Kurulu yayımlar. Ancak yine de kurumlarda uygulanması için, tüzüklerden daha ayrıntılı normlara ihtiyaç vardır. Bunlar da yönetmeliklerdir. Devlet memuru dediğiniz, insandır. Hata yapabilir, kasıtla hareket edebilir. Dolayısıyla bunlar denetlenir. İdari işlemler yönetmeliklere, yönetmelikler tüzüklere, tüzükler yasalara ve yasalar da anayasaya aykırı olamazlar. Yasaların, anayasaya uygunluğunu denetleyen mercii, Anayasa Mahkemesi’dir. Peki, anayasayı kim yapar? Dünyanın hiçbir yerinde bir meclis anayasa yapamaz. Anayasa, o kurumu da düzenleyicidir. Bugün Türkiye’de on iki kişiden oluşan bir komisyon var. Bu korsan bir komisyondur. 1982 Anayasasında ya da başka bir yerde öngörülmemiş. Bir kere adı garip: Uzlaşma Komisyonu. Ne üzerinde uzlaşacak bu komisyon? Ortada metin yok. Açıklama yapıldı; sivil toplum kuruluşları şu tarihe kadar katkılarını sunacak. Kim okuyacak bu katkıları? Anayasa hocalarıyla topu topu dört kere toplanıldı. En son TÜSİAD’da toplanıldı. Neymiş, anayasa o on iki kişinin oybirliği ile kabul olacak. Oybirliği mümkün mü? Çok fantastik geliyor bana. Tüm bunlar şaka gibi geliyor. Cemil Çiçek; ‘Beş tane general anayasa yaptıysa biz de yaparız.’ dedi. Bu bir darbe olur. Hükümet darbesi olur. Şu olabilirdi; geçici bir madde ile kurucu meclis kurulması öngörülürdü. Halk, kurucu meclisi doğrudan seçerdi. Bu sıralar 1982 Anayasasını eleştirmek moda oldu. Sadece iki günah keçisi var; birincisi 1982 Anayasası, ikincisi cumhuriyetin kurulduğu dönemdeki kirli çamaşırlar. Örneğin, Dersim… Bu bir kaçış. Algıyı başka bir yöne yöneltiyor hükümet. Gül, ‘Bu anayasadan kurtulmalıyız.’ dedi. Eğer siz cumhurbaşkanı seçildiyseniz, bu anayasa ile seçildiniz. Eğer sorun düzeltmek amaçsa, anayasacılar bu sorunları biliyor ve kısa sürede düzeltilir de. İlk üç maddeye de dokunmayın bir zahmet. Bu devleti siz kurmadınız. İlk üç madde dışındakiler değiştirilebilir, özü açık. Ama siz o ilk üç maddeye aykırı maddeler düşünüyorsanız, özerk bölgeler yahut federasyon vb. düşünüyorsanız yapamazsınız.’’ dedi.

Facebookta Paylaş Tweetle