Hiç yoktan muhatap üretimi

"Terör örgütünün Meclis'teki uzantısıyla müzakere..."


Başbakan'ın "müzakere" için "muhatap" vasfına layık gördüğü şey tam da bu mudur? 
Şayet bu ise bundan da şunu mu anlamalıyız? 

-Hükümet, BDP'nin tayin ettiği kişilerle oturacak, Kürtler adına BDP'liler şartlar ileri sürecekler, karşısındakiler de, şu anda bilinmez "kimler"adına, pazarlığı sürdürecekler. 

Kimler adına demem anlamsız mı? 

Gerçekten BDP'li temsilcilerin karşısında kimler olacak? 

Şu andaki zihinsel şartlanma, BDP'nin "Kürtler adına" temsilciliğini tartışmasız kabul ediyor. "Terör örgütü olmasın da..." dediğinizde, geriye kalan herkes masumiyet zırhını giymiş oluyor. 

Hiç kimse, BDP'nin temsil yetkisine, hiç olmazsa "Kürtler adına" karşı çıkacak birisinin bulunabileceğini akla getirmiyor. 

Dolayısıyla, devlet ya da hükümet, BDP'nin temsil yetkisini Kürtler'e "dayatmış" oluyor. 

Durun daha, böyle "Kürtler adına" diye bir muhatap üretmenin, peşin bir "ayrışma" zemini oluşturması hadisesine sıra gelmedi. 

Karşıya Türkler'in temsilcileri mi oturacak? 

Yukarıda "kimler" sorusunu bunun için sordum. 

BDP'nin karşısına oturacak olanlar kimi temsil etmiş olacaklar? 

Mesela "devlet"i mi? 

Mesela "hükümet"i mi? 

Mesela "Türkler"i mi? 

Mesela "AK Parti"yi mi? 

Kim neyi verecek? 

BDP, bütün Kürtler'in oyunu almadığı ya da kamuoyu yoklamalarına göre ancak üçte birinin oyunu alabildiği halde, ona nasıl "Kürtler adına" diye bir temsiliyet verilmiş olacak? 

İlk kurduğumuz cümlede "Terör örgütünün Meclis'teki uzantısı" ifadesini kullandığımıza göre, temsiliyeti aslında terör örgütüne de vermiş olmaktayız. Böyle bir temsiliyet iddiası PKK'da olabilir, BDP'li siyasetçiler İmralı'yı, Kandil'i, ana temsilci olarak görebilirler, oysa bu durumda bizzat bizler, BDP-PKK-KCK-İmralı-Avrupa ayağı olmak üzere, basbayağı bir "Kürt temsili"ni oluşturmuş olmuyor muyuz? 

Bu durumda Türkiye Büyük Millet Meclisi fiilen Türk ve Kürt parlamenterlerin oluşturduğu bir konfederatif yapı manzarası arz etmiyor mu? 

Bu durumda, önceki yazımda da yazdım, AK Parti veya öteki partiler içinde yer alan Kürt parlamenterlerin Kürtlüğü tırışkadan bir şeye dönüşmüş olmuyor mu? 

Başbakan'a sesleniş 

Oysa Başbakan, taa başından beri doğru bir şey yaptı: "Senin, dedi, Kürtler'i temsil iddianı kabul etmiyorum. Bende senden daha çok Kürt milletvekili var, ben senden daha çok Kürt oyu aldım." 

Zaten bu yüzden Tayyip Erdoğan ve AK Parti, "ayrılıkçı"lığa karşı, Türkiye bütünlüğünün sembolü olarak görüldü. Zaten bu yüzden BDP, ayrılıkçılığın önündeki engel mantığıyla, MHP'den de CHP'den de daha çok AK Parti'yi ve Tayyip Erdoğan'ı hedef aldı. 

Zihinler üzerinden buldozer gibi geçiliyor, "muhatap, temsiliyet, Kürtler'in temsili" diye diye bir bakıyorsunuz, birileri o tahta oturtulmuş ve biz o muhataplığın adresini devreye sokmaya başlamışız. 

Bir durun düşünün lütfen, Başbakan kimi temsil ediyor Türkiye'de, Cumhurbaşkanı'nın temsil ettiği"Cumhur" kim, Diyarbakır'ı birilerine mi verdik Allah aşkına, orada Öcalan'ın borusu mu ötecek? 
Buradan Sayın Başbakan'a sesleniyorum: 

"Kürt sorunu" diye nitelenen şeyin içine nelerin girdiğine dair bir kanaatiniz oluşmadı mı 10 yıl içinde? 

Kürt vatandaşlarımızın neleri talep ettiğine dair bir rapor yok mu elinizde? 

Bunları herhangi birisiyle müzakere için masaya oturmadan halletmekten sizi alıkoyan ne? 

Resen devreye sokunuz çözümlerinizi. TRT Şeş'i soktuğunuz gibi. 

Meclis'in ortak iradesinden vazgeçmeyiniz. Bir çözüm çerçevesi görüşülecekse bile, bunu Meclis'teki herhangi bir partiye özel temsiliyet lütfetmeden, bütün bir Meclis iradesiyle yapınız.
 
Facebookta Paylaş Tweetle